Beklemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beklemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2014 Cuma

SİKTİR ET



Siktir et...

Evet ama bazen bazı şeyler siktir edilemiyor işte... Kalıyor insanın içinde bir yerlerde. Hep kurcalıyor, hep kemiriyor... Acıtıyor...

Acıttıkça içiyorsun, içince geçiyor, unutuyorsun. Ta ki sabah tekrar uyanana kadar...

Ve günler bu şekilde birbirini kovalarken, bir bakıyorsun senin hayallerini, isteklerini, arzularını başkaları yaşıyor senin yerine. İşte o zaman yine içiyorsun... İçiyorsun... İçiyorsun...

Yaşlanıyorsun... Yaşlanan bedenin mi yoksa ruhun mu bilmeden içe içe tüketiyorsun kendini.

İşte öyle kolay kolay siktir edemiyorsun...

(Müzik: Röyksopp - What Else Is There?)

17 Ocak 2013 Perşembe

RÜYALARIM VOL. 5 - GÜNEŞİ BEKLERKEN



Kamyonetin kasasında tanımadığım insanlarla beraber, Batı Çölü'nün eski yollarında hızla ilerliyorduk. Önümüzde iki araç daha vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Bense arkamızda bıraktığımız toz bulutunu seyrediyordum. Hava oldukça kuru ve sıcaktı.

Bir süre sonra araçlar yolun ortasında durdu. Herkes bulunduğu araçtan inip çölün içlerine doğru ilerlemeye başladı. Onları takip ettim. Yoldan fazla uzaklaşmamıştık.

Kimse konuşmuyor, sadece gökyüzüne bakıyordu. Ben de gökyüzüne bakmaya başladım. Güneşin sıcaklığı tüm bedenimi kavuruyordu adeta.

Derken içlerinden biri yüksek sesle "Bakın şimdi başladı!" diye bağırdı. Kafamı bir daha gökyüzüne kaldırdığımda gökyüzünün hafiften karardığını farkettim. Güneş tutulması başlamıştı.

Tutulmayı bir süre sessizce izledikten sonra içlerinden biri ateş yaktı. Dans ateşin etrafında başladı. Bir halka oluşturdu çocuklar, ateşten bir halka... Ve giderek büyüdü halka... Ve giderek büyüdü ateş...

Tutulma bittikten sonra kimse yine tek bir kelime konuşmadı. Araçlarımıza bindik ve geldiğimiz yoldan geri döndük, toz bulutlarının içine...

(Müzik : The Doors - Waiting For The Sun)

12 Mart 2012 Pazartesi

GODOT'YU BEKLE!



"Uyan!"

İçimden yükselen bu çığlıkla gözlerimi açtım. Gün hala aydınlanmamıştı. Dışarıdaki sokak lambasının solgun ışığı, yatağın üzerine düşerek odanın içini aydınlatıyordu.

Duvardaki saatin sarkacının yavaş yavaş salınımı sessizliği bozan tek şeydi. Tik... Tak... Tik... Tak...

Peki ya kafamın içindeki sesler? Odanın dinginliğinin tam aksine, kafamın içinde, yüzlerini görmediğim insanların sesleri dolanıyor, susmak bilmiyorlardı: "Haydi gel, şuraya oturalım." , "Bana ilaçlarımı verebilir misin?" , "Daha sert, daha hızlı, daha güçlü!" , "Huzurluyum ve hayatımın değişmesini istemiyorum, şimdilik..." , "Ne zaman buluşuyoruz?" , "Sakın onu üzme, lütfen..." , "Bir bira daha alabilir miyim?" , "Seni çok özlemişim..." , "Zaten hep bir başkası olmaz mı hayatlarında?"

"Kalk!"

İçimdeki sesi bir daha dinledim ve kalktım yataktan. Işığı açmadım, pencerenin önüne doğru yürüdüm. Sokak bomboştu, terk edilmiş bir havası vardı. Pencereyi açtığımda taze çam kokusu doldu birden ciğerlerime. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım. Hava açık ve temizdi. Yıldızlar ne kadar da parlak görünüyorlardı öyle. Ama gözümün görebildiği yıldızlar aslında benden zaman ve mekan olarak çok da uzaktaydılar. Bu uzaklığın bir benzerini iç bükey bir biçimde kendi içimde, ruhumda da hissediyordum. Ruhumdan bir yıldız kadar uzaktaydım.

"Bekle!"

Saatin sarkacı aynı yavaş salımına devam etse de sanki dakikalar daha hızlı akıyordu. Dakikalar saatleri, saatler günleri, günler ayları kovalar olmuştu. Bense her gece aynı saatte uyanıp pencerenin önünde bekliyordum.

"Godot'yu bekle!"

(Müzik : Pink Floyd - Time)

11 Ocak 2012 Çarşamba

CEZAEVİNDEN MEKTUP VAR



Son çalıştığım projede cezaevinde bir koğuş sahnesi çekiyoruz. Reji, figürasyon oyuncularından yaşlıca bir amcadan, arkadaki masada oturup mektup falan yazmasını istedi. Detayda ne yazdığı görünmeyecek, sadece bir şeyler karaladığı algılanacaktı. Çekimden sonra masadaki aksesuarları toparlarken kağıda aynen şunları yazdığını gördüm;

06-01-2012

Unutamadığım Aşkıma

Sana buradan yazdığım kaçıncı mektup ben bile unuttum, hala senden haber yok.

Belli ki unutmuşsun o yaşadığımız günleri. Aşkım oysa ben seni hala dün gibi yaşıyorum ve seviyorum.

Her görüş gününde gelmediğini bile bile gözlerim yollarda. Ama sen hala yoksun.....................................................................................................................................................................

Unutulan Sevgiliden
..........................

(Müzik: Johnny Cash - Folsom Prison Blues)

14 Aralık 2011 Çarşamba

MOR DÜŞLER



Şehrinde dolaştım dün gece, mor düşlerimde...

Tren garının merdivenlerinden hızla iniyordum. Çarşının içine doğru kıvrılan yoldan geçip, sırasıyla el ele yürüdüğümüz tüm caddeleri bir bir ardımda bırakıyordum.

O hep oturduğumuz kafenin önünden geçerken, kafamı kaldırıp cam kenarına baktım, her zaman oturduğumuz köşeye... Bomboştu...

Uzun caddeyi bitirip parkın yanından geçtim. Evinin karşısına geldim. Apartmanın kapısından çıkışını izledim, uzaktan, sessizce... Cesaret edip de gelemedim yanına. Ellerinden tutup da kaçıramadım seni, mor düşlerime...

Adın geçiyor her gece, mor düşlerimde...

Tanıdığım, tanımadığım insanlar senden bahsediyorlar. Bana seni anlatıyorlar, bensiz seni... Beni ne kadar özlediğini söylüyorlar. Gözlerin hep etrafı kolaçan ediyor, beni arıyormuşsun. Yolumu gözlüyormuşsun.

Onlara benim de senden farkım olmadığını anlatıyorum. "O şimdi nerede?" diye soruyorum ama cevap vermiyorlar, susuyorlar, başları önlerine eğik...

Yine birlikteydik dün gece, mor düşlerimde...

Ellerin ellerimde, gözlerim gözlerinde... Yine her zamanki gibi sımsıcak bakıyordun bana. Gülümseyerek "Korkulacak bir şey yok artık, hepsi geçti. Bitti..." diyordun. Avuçlarının içini öptüm ve yanaklarıma koydum bunun üzerine.

Ve mor düşler görüyorum hala, gitar çalarken...

(Müzik : Ozzy Osbourne - Dee) 

25 Ekim 2011 Salı

BEKLEMEK




Biliyorum...
Her sabah uyandığında aklından ilk geçeni.
Her gün aynı saatte kahveni içerken, aynı şarkıyı dinlediğini.
Ve bazen pencerenin önünden geçen bir kargaya bakıp onun uzaklara doğru uçuşunu izleyişini.

Görüyorum...
Bir hayalet gibi gizliden gizliye takip ettiğini.
Her gün farklı bir şeyin olmasını heyecanla beklediğini.
Adını doğru yazamadığın adresin etrafında dolandığını
Ama her seferinde de doğru yolu bulduğunu ve o sokaktan içeri girdiğini...

Ve hissediyorum...
Ay ışığının altında tutkuyla tekrar dans etmek istediğini.
Merak ediyorsun, özlüyorsun, bekliyorsun.
Biliyorum, görüyorum, hissediyorum...
Herşey bittiğinde ben orada, rayların sonunda olacağım.

(Müzik: Dmitri Shostakovich - Vals de la Suite de Jazz no2)