Roads etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roads etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2013 Perşembe

RÜYALARIM VOL. 5 - GÜNEŞİ BEKLERKEN



Kamyonetin kasasında tanımadığım insanlarla beraber, Batı Çölü'nün eski yollarında hızla ilerliyorduk. Önümüzde iki araç daha vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Bense arkamızda bıraktığımız toz bulutunu seyrediyordum. Hava oldukça kuru ve sıcaktı.

Bir süre sonra araçlar yolun ortasında durdu. Herkes bulunduğu araçtan inip çölün içlerine doğru ilerlemeye başladı. Onları takip ettim. Yoldan fazla uzaklaşmamıştık.

Kimse konuşmuyor, sadece gökyüzüne bakıyordu. Ben de gökyüzüne bakmaya başladım. Güneşin sıcaklığı tüm bedenimi kavuruyordu adeta.

Derken içlerinden biri yüksek sesle "Bakın şimdi başladı!" diye bağırdı. Kafamı bir daha gökyüzüne kaldırdığımda gökyüzünün hafiften karardığını farkettim. Güneş tutulması başlamıştı.

Tutulmayı bir süre sessizce izledikten sonra içlerinden biri ateş yaktı. Dans ateşin etrafında başladı. Bir halka oluşturdu çocuklar, ateşten bir halka... Ve giderek büyüdü halka... Ve giderek büyüdü ateş...

Tutulma bittikten sonra kimse yine tek bir kelime konuşmadı. Araçlarımıza bindik ve geldiğimiz yoldan geri döndük, toz bulutlarının içine...

(Müzik : The Doors - Waiting For The Sun)

6 Ocak 2013 Pazar

KAÇARSIN



Bazen sevişmek anlamsızdır.

Yanına uzanmak istersin...

Uzanıp sarılmak istersin...

Sarılıp uyumak istersin...

Uzanamazsın...

Sarılamazsın...

Uyuyamazsın...

Bazen kaçarsın...


(Görsel: Benyamin Indra Prawira )
(Müzik : Anathema - Lost Control )

22 Mart 2012 Perşembe

INTO THE WILD



Ana rahmine düştüğün andan itibaren çevrendekiler tüm hayatını şekillendirmeye başlarlar. Daha sen birkaç haftalıkken isminin ne olacağına karar verirler. İlk adımlarını atmaya başladığında hangi okullarda okuyacağın bellidir artık. Ağzından ilk sözcük dökülür dökülmez mesleğin de seçilmiştir. Artık bundan sonra senin üzerine düşen vazife, başkaları tarafından sana biçilmiş olan bu hayatı eksiksiz yerine getirmektir sadece.

Bu illüzyon içinde sen hayatını yaşarken, tüm gerçekliklerden uzaklaşmış, hipnotize olmuş ve sana sunulan bu sahte dünyaya inanmış olursun. Bu öylesine bir inançtır ki, artık bu yaşamın dışındaki bir yaşamı kabul etmez, reddedersin, nefesin tükenene kadar bağıra çağıra savunursun.

Bu sahte yaşam içinde bir takım sana dayatılan, güya "mutlu olmak istiyorsan" sloganlı ama aslında tam tersine, senin mutluluğunu sömüren bir takım tuzakların içine düşersin farkına bile varmadan. Toplum içinde statü sahibi olmak uğruna, sana empoze edilen okullarda okursun, yüksek maaşlı işlerde çalışmayı hayal edersin.

Ve bir gün, o sıcak ilkbahar sonrasında havaya attığın kepin daha yere düşmeden, patronunun bile kim olduğunu bilmediğin bir işte kendini çalışır bulursun. Kazanacağın ilk üç kuruş para ile de yaşamın boyunca senden çaldıkları mutlulukları geri alabilmek için yeni kıyafetler alırsın (tek tip), bir otomobil alırsın (sanki ihtiyacın varmış gibi), iki haftalık paket tatil programları satın alırsın (eve döndüğünde o iki hafta boyunca ne yaşadığını bile anlamadığın)...

Adına "kaliteli yaşam" dedikleri tüm bu şeyler saçmalıktır. Anlamsızdır. Benliğin yitirilmesidir. Sistematik bir biçimde bireyin toplum ve ekonomi karşısında köleleştirilmesidir. Ne acıdır ki bunun farkına bile varamadan ölür çoğu kimse.

Oysa bunların hiçbirine ihtiyacın yok. Aidiyet duygusu sana sonradan aşılanmış bir zehirdir. Cebinde insani ihtiyaçlarını karşılayacak parandan fazlasına ihtiyacın yok. Yatlara, katlara, arabalara ihtiyacın yok. Seni sen yapan şey paranla satın alabildiklerin değil. Parayla bilgeliği satın alamazsın. Parayla ruhunu özgürleştiremezsin.

Kendini bir topluluğa, bir gruba, bir ırka, bir şehre, bir ülkeye, bir devlete ait hissetmene gerek yok. Bir yere ait olma zorunluluğu senin hareketlerini kısıtlar. Tek başına yürüyemezsin, tek başına düşünemezsin.

Bu yaşadığının "hayat" olduğunu sanıyorsan çok büyük bir yanılgı içerisindesin. Hayat, cam plazaların içindeki ofislerde değil. Hayat, süper marketlerin reyonlarında teşhir edilmiyor. Hayat, kullandığın arabanın kaputunun altında değil. Hayat, şuursuzca televizyon kanalları arasında gidip gelmek ya da internette o siteden bu siteye tıklamak arasında gizli değil.

Hayat, şu an oturduğun şehrin çok dışında. Hayat, ormanın, doğanın içinde. Hayat, rüzgarda savrulan ağaçların yapraklarındaki hışırtıda. Hayat, hayvanların ürkek bakışlarında. Hayat, nehrin güçlü akıntısında. Hayat, ıssız bir çölün tam ortasında. Hayat, yüksek bir dağın zirve noktasında.

Hayat dışarıda! Gerçek orada, seni bekliyor...

(Görsel : Onur Diribaş - Into The Wild)
(Müzik : Eddie Vedder - Society - Music for the Motion Picture Into the Wild)

19 Haziran 2011 Pazar

YOLLAR



Şimdi kalkmalı... Kalkmalı yataktan, herşeyi yaşadığımız ve adadığımız bu sunaktan. Kapıdan geçip çıkmalı, kıvrılan yollarda kaybolmalı. Yokuşları tırmanıp düzlüğe çıktığımda bulacağım evimin yolunu.

Sadece bir anlığına da olsa geriye dönüp bakmak. An be an uzaklaşan gecenin sıcaklığını bir daha hissetmek için içimde...

Merdivenlerini ağır adımlarla çıktığım köprüleri, teker teker aşıyorum şimdi. Ardımda bıraktığım gecenin ışığı yolumu aydınlatıyor, beni sürüklüyor sardunya bahçelerine doğru.

Yarın bir daha bu yollardan geçebilecek miyim? Kokusunu hala duyabildiğim bu anılara yenileri eklenecek mi?

Bu son değil...

Birgün...

Yine...

Işığı takip et ve ona ulaş.

(Müzik: Portishead - Roads)