Pink Floyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pink Floyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2013 Pazar

BURADA OLMANI NE ÇOK İSTERDİM (HOW I WISH YOU WERE HERE)



Roger Waters'ın müzisyenliğini (evet David Gilmore'cuyum ben) ve Pink Floyd içindeki para odaklı iç çekişmelerini hiç bir zaman sevememişimdir. Bu nedenle ne ilk konserine (20.06.2006), ne de bu geceki konserine (04.08.2013) gitmek gibi bir düşüncem olmadı. Ama şunu da her zaman iyi bildim ki verdiği konserlerin konsepti her zaman görsel bir şölen olmuştur ve olacaktır da...

Ancak bu geceki konser öncesi yayılan, "Duvara" yansıtılacak olan isimler arasında Menderes'in de bulunması, herkes gibi benim de midemi bulandırmıştı. İşlediği suç ne olursa olsun, kişinin idam edilmesini elbette onaylamıyorum. Ancak Uğur Mumcu ve Hrant Dink isimleri yanında abesle iştigal ediyordu Adnan Menderes...

Hızlıca bu fikirden vazgeçip (sessiz sedasız) ve sürpriz bir şekilde, Gezi Direnişinde kaybettiğimiz canlarımızı "Duvara" yansıtmış olmasını gözlerim yaşlı bir şekilde ayakta alkışlıyorum!

Bize, demokrasiye, Ethem Sarısülük'e, Ali İsmail Korkmaz'a, Abdullah Cömert'e, Mehmet Ayvalıtaş'a, komiser Mustafa Sarı'ya, Gezi'ye ve direnişe duyduğun saygı için teşekkür ederim Roger Waters...

(Görsel: Anonim - The Wall Live - Roger Waters - İstanbul - 04.08.2013)
(Müzik: Pink Floyd - Wish You Were Here - P.U.L.S.E. Live - 1994)

12 Mart 2012 Pazartesi

GODOT'YU BEKLE!



"Uyan!"

İçimden yükselen bu çığlıkla gözlerimi açtım. Gün hala aydınlanmamıştı. Dışarıdaki sokak lambasının solgun ışığı, yatağın üzerine düşerek odanın içini aydınlatıyordu.

Duvardaki saatin sarkacının yavaş yavaş salınımı sessizliği bozan tek şeydi. Tik... Tak... Tik... Tak...

Peki ya kafamın içindeki sesler? Odanın dinginliğinin tam aksine, kafamın içinde, yüzlerini görmediğim insanların sesleri dolanıyor, susmak bilmiyorlardı: "Haydi gel, şuraya oturalım." , "Bana ilaçlarımı verebilir misin?" , "Daha sert, daha hızlı, daha güçlü!" , "Huzurluyum ve hayatımın değişmesini istemiyorum, şimdilik..." , "Ne zaman buluşuyoruz?" , "Sakın onu üzme, lütfen..." , "Bir bira daha alabilir miyim?" , "Seni çok özlemişim..." , "Zaten hep bir başkası olmaz mı hayatlarında?"

"Kalk!"

İçimdeki sesi bir daha dinledim ve kalktım yataktan. Işığı açmadım, pencerenin önüne doğru yürüdüm. Sokak bomboştu, terk edilmiş bir havası vardı. Pencereyi açtığımda taze çam kokusu doldu birden ciğerlerime. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım. Hava açık ve temizdi. Yıldızlar ne kadar da parlak görünüyorlardı öyle. Ama gözümün görebildiği yıldızlar aslında benden zaman ve mekan olarak çok da uzaktaydılar. Bu uzaklığın bir benzerini iç bükey bir biçimde kendi içimde, ruhumda da hissediyordum. Ruhumdan bir yıldız kadar uzaktaydım.

"Bekle!"

Saatin sarkacı aynı yavaş salımına devam etse de sanki dakikalar daha hızlı akıyordu. Dakikalar saatleri, saatler günleri, günler ayları kovalar olmuştu. Bense her gece aynı saatte uyanıp pencerenin önünde bekliyordum.

"Godot'yu bekle!"

(Müzik : Pink Floyd - Time)