16 Ağustos 2011 Salı

21:15


Güneşten daha sıcak, daha parlaktı gözlerin
Ve ateşinle kor ettiğin raylar üzerinde ben,
Umutlarımı arkamda bırakıp
Bir belirsizliğe doğru hızla ilerliyordum.
Feneri sönmüş bir denizci gibi
Sadece soğuk dolunayın ışığı aydınlatıyordu yolumu.
Bir gün tekrar doğmanı dileyerek
Ama bu defa hiç batmamacasına
Kapadım gözlerimi
Aşkımın alevden vagonunda.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

SEBEB-İ HAYATIM



Sonsuz bir karanlığın içinde süzülüyordum şuursuzca. Hiçbir yaşam belirtisi olmaksızın. Ne bir ışık, en bir kalp atışı, ne bir ses, ne bir nefes...

"Ol kün!"

Ve kalp atışları... İki kalp atışı arasında adını andım... Buydu verdiğim tepki... Yaşam tepkim...

Ve derin bir nefes alışla yutup o sonsuz karanlığı, çıktım aydınlığa.

Aydınlık... Alabildiğine aydınlık...

İkinci aldığım nefeste seni doldurdum içime. Vücudumda her hücreye ulaşmanı sağladım. Damarlarımda dolaştığını hissedebiliyordum. Sonsuz bir huzurun içine doğru sürükleniyordum yavaş yavaş...

Etrafımda uçuşan notalar kozmik bir senfoni oluşturuyordu. Seni anlatıyorlardı bana.

Derinlerden gelen renkleri farkettim sonra. Gökkuşağının tüm renkleri bu senfoniye eşlik edercesine raks ediyordu. Senin suretini gösteriyorlardı bana.

Ben hayranlıkla izlerken bütün bu olup bitenleri, bir anda renkler yok oldu, notalar sustu... Sadece kalp atış sesimi duyuyordum... Ve arasında da senin adını...

Gördüklerimden öylesine büyülenmiştim ki, o iki kalp atışı arasında geçen sürede -adını andığım her anda- sana olan özlemim içime sığmaz, taşar oldu.

Korktum... Seni kaybetmekten korktum.

Ve gözlerimden bir damla yaş aktı, süzüldü çeneme. Parmağımın ucuyla aldım o damlayı ve bıraktım sonsuz beyazlığın içine.

Büyüdü...

Büyüdü...

Büyüdü...

Ve sana dönüştü gözyaşı damlam.

O an anladım ki, daha öncesinde izlemiş olduğum kozmik gösteri, aslında sadece bir başlangıçmış. Şimdi gördüğüm ise kozmosun ta kendisi...

Uzandım... Dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum... Ve etrafında dönmeye başladım...

Sen bir bütündün...

Bense etrafında dönen bir parça...

*** *** ***

(Görsel: Man's First Breath by Suzanne Tornquist)
(Müzik : Onur - Moonlight Passion) 

31 Temmuz 2011 Pazar

CocoRosie - CandyLand


CandyLand
Performed by CocoRosie
Directed by Onur Diribaş
(My first video clip - 2007)

19 Haziran 2011 Pazar

YOLLAR



Şimdi kalkmalı... Kalkmalı yataktan, herşeyi yaşadığımız ve adadığımız bu sunaktan. Kapıdan geçip çıkmalı, kıvrılan yollarda kaybolmalı. Yokuşları tırmanıp düzlüğe çıktığımda bulacağım evimin yolunu.

Sadece bir anlığına da olsa geriye dönüp bakmak. An be an uzaklaşan gecenin sıcaklığını bir daha hissetmek için içimde...

Merdivenlerini ağır adımlarla çıktığım köprüleri, teker teker aşıyorum şimdi. Ardımda bıraktığım gecenin ışığı yolumu aydınlatıyor, beni sürüklüyor sardunya bahçelerine doğru.

Yarın bir daha bu yollardan geçebilecek miyim? Kokusunu hala duyabildiğim bu anılara yenileri eklenecek mi?

Bu son değil...

Birgün...

Yine...

Işığı takip et ve ona ulaş.

(Müzik: Portishead - Roads)

11 Haziran 2011 Cumartesi

RÜYALARIM VOL. 4 - ÇÖL



SAVAŞ ARİFESİ

Bir çöl... Çevrem kum tepeleriyle çevrili. Etrafı iyice süzüyorum. Benden başka kimse yok. Mutlak sessizliği arada kum tepelerini yalayarak esen hafif rüzgar bozuyor. Hava bir hayli sıcak...

Kum tepelerine bakıyorum ve kararımı veriyorum. Okçuları şuraya, atlıları buraya yerleştirmeliyim... Savunma hattını şu şekilde kurup, bu yönden taarruza geçmeliyiz...

Ben savaş stratejileri kurarken, ardımda, biraz uzağımda birinin seslendiğini duyuyorum. Geriye dönüp baktığımda üç kişinin kum tepeleri arasından ağır aksak bana doğru ilerlediğini görüyorum. Biri erkek, ikisi kadın... Adam bana seslenirken yavaş yavaş yanıma geliyorlar.

Bedevi kıyafetleri içerindeki adam yanındaki kadınları gösteriyor bana. Kadınlar bir sultanın hareminden çıkmış kadar çekici ve tahrikkar duruyorlar, gözleriyle beni şehvetli bir şekilde süzüyorlar. Adam eğer ilgilenirsem uygun bir fiyata ikisiyle de birlikte olabileceğimi anlatıyor. Kadınların bakışları çok büyüleyici, kendimden geçmeme sebep oluyorlar...

Kadınların gözlerine kilitlenmiş, adamın sesi boğuk bir şekilde zihnimde dolanırken birden kendime geliyorum. "Bu bir tuzak!" diyor içimden bir ses.  Adamın yarın savaşacağım düşmanlarımdan biri olduğunu anlıyorum. Bana bu kadınları sunarken aslında amacının beni bertaraf etmek olduğunu farkediyorum. Teklifinin gerçekten çok cazip olduğunu ama ilgilenmediğimi söyleyerek bir şekilde adamı yanımdan uzaklaştırıyorum, gitmesini sağlıyorum.

ARAFTA BİR SAVAŞ

Kum tepelerinin üzerinden hızlıca süzülüp savaş meydanını havadan görüyorum. Tüm vahşetiyle bir savaş yaşanıyor aşağıda. Kılıçlar çekilmiş, birbirine vurdukça kıvılcımlar çakıyor. Oklar havada uçuşuyor. Kimisinin kolu kopmuş, kimisinin bacağı... Kimisinden acı feryatlar yükseliyor, kimisinden zafer çığlıkları... Atlılar dört dönüyor alanın içinde.

Savaş meydanının üzerinden hızlıca süzülerek karşıdaki tepenin yamacına varıp, alttan yukarıyı, tepenin ucunu görüyorum. Tepenin ucunda kendimi görüyorum. Üzerimdeki bedevi kıyafetlerini ve saçlarımı geriye doğru rüzgar uçuştururken, elimdeki asayı sallıyor, savaş meydanındaki askerlerimi komuta ediyorum. Ve o an anlıyorum; bu yaşanan savaş bir din savaşı ve ben de bir peygamber...

Kızıl birgün doğuyor. Havada kan kokusu var...

(Müzik : Led Zeppelin - Kashmir)