11 Ocak 2012 Çarşamba

CEZAEVİNDEN MEKTUP VAR



Son çalıştığım projede cezaevinde bir koğuş sahnesi çekiyoruz. Reji, figürasyon oyuncularından yaşlıca bir amcadan, arkadaki masada oturup mektup falan yazmasını istedi. Detayda ne yazdığı görünmeyecek, sadece bir şeyler karaladığı algılanacaktı. Çekimden sonra masadaki aksesuarları toparlarken kağıda aynen şunları yazdığını gördüm;

06-01-2012

Unutamadığım Aşkıma

Sana buradan yazdığım kaçıncı mektup ben bile unuttum, hala senden haber yok.

Belli ki unutmuşsun o yaşadığımız günleri. Aşkım oysa ben seni hala dün gibi yaşıyorum ve seviyorum.

Her görüş gününde gelmediğini bile bile gözlerim yollarda. Ama sen hala yoksun.....................................................................................................................................................................

Unutulan Sevgiliden
..........................

(Müzik: Johnny Cash - Folsom Prison Blues)

14 Aralık 2011 Çarşamba

MOR DÜŞLER



Şehrinde dolaştım dün gece, mor düşlerimde...

Tren garının merdivenlerinden hızla iniyordum. Çarşının içine doğru kıvrılan yoldan geçip, sırasıyla el ele yürüdüğümüz tüm caddeleri bir bir ardımda bırakıyordum.

O hep oturduğumuz kafenin önünden geçerken, kafamı kaldırıp cam kenarına baktım, her zaman oturduğumuz köşeye... Bomboştu...

Uzun caddeyi bitirip parkın yanından geçtim. Evinin karşısına geldim. Apartmanın kapısından çıkışını izledim, uzaktan, sessizce... Cesaret edip de gelemedim yanına. Ellerinden tutup da kaçıramadım seni, mor düşlerime...

Adın geçiyor her gece, mor düşlerimde...

Tanıdığım, tanımadığım insanlar senden bahsediyorlar. Bana seni anlatıyorlar, bensiz seni... Beni ne kadar özlediğini söylüyorlar. Gözlerin hep etrafı kolaçan ediyor, beni arıyormuşsun. Yolumu gözlüyormuşsun.

Onlara benim de senden farkım olmadığını anlatıyorum. "O şimdi nerede?" diye soruyorum ama cevap vermiyorlar, susuyorlar, başları önlerine eğik...

Yine birlikteydik dün gece, mor düşlerimde...

Ellerin ellerimde, gözlerim gözlerinde... Yine her zamanki gibi sımsıcak bakıyordun bana. Gülümseyerek "Korkulacak bir şey yok artık, hepsi geçti. Bitti..." diyordun. Avuçlarının içini öptüm ve yanaklarıma koydum bunun üzerine.

Ve mor düşler görüyorum hala, gitar çalarken...

(Müzik : Ozzy Osbourne - Dee) 

25 Ekim 2011 Salı

BEKLEMEK




Biliyorum...
Her sabah uyandığında aklından ilk geçeni.
Her gün aynı saatte kahveni içerken, aynı şarkıyı dinlediğini.
Ve bazen pencerenin önünden geçen bir kargaya bakıp onun uzaklara doğru uçuşunu izleyişini.

Görüyorum...
Bir hayalet gibi gizliden gizliye takip ettiğini.
Her gün farklı bir şeyin olmasını heyecanla beklediğini.
Adını doğru yazamadığın adresin etrafında dolandığını
Ama her seferinde de doğru yolu bulduğunu ve o sokaktan içeri girdiğini...

Ve hissediyorum...
Ay ışığının altında tutkuyla tekrar dans etmek istediğini.
Merak ediyorsun, özlüyorsun, bekliyorsun.
Biliyorum, görüyorum, hissediyorum...
Herşey bittiğinde ben orada, rayların sonunda olacağım.

(Müzik: Dmitri Shostakovich - Vals de la Suite de Jazz no2)

16 Ağustos 2011 Salı

21:15


Güneşten daha sıcak, daha parlaktı gözlerin
Ve ateşinle kor ettiğin raylar üzerinde ben,
Umutlarımı arkamda bırakıp
Bir belirsizliğe doğru hızla ilerliyordum.
Feneri sönmüş bir denizci gibi
Sadece soğuk dolunayın ışığı aydınlatıyordu yolumu.
Bir gün tekrar doğmanı dileyerek
Ama bu defa hiç batmamacasına
Kapadım gözlerimi
Aşkımın alevden vagonunda.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

SEBEB-İ HAYATIM



Sonsuz bir karanlığın içinde süzülüyordum şuursuzca. Hiçbir yaşam belirtisi olmaksızın. Ne bir ışık, en bir kalp atışı, ne bir ses, ne bir nefes...

"Ol kün!"

Ve kalp atışları... İki kalp atışı arasında adını andım... Buydu verdiğim tepki... Yaşam tepkim...

Ve derin bir nefes alışla yutup o sonsuz karanlığı, çıktım aydınlığa.

Aydınlık... Alabildiğine aydınlık...

İkinci aldığım nefeste seni doldurdum içime. Vücudumda her hücreye ulaşmanı sağladım. Damarlarımda dolaştığını hissedebiliyordum. Sonsuz bir huzurun içine doğru sürükleniyordum yavaş yavaş...

Etrafımda uçuşan notalar kozmik bir senfoni oluşturuyordu. Seni anlatıyorlardı bana.

Derinlerden gelen renkleri farkettim sonra. Gökkuşağının tüm renkleri bu senfoniye eşlik edercesine raks ediyordu. Senin suretini gösteriyorlardı bana.

Ben hayranlıkla izlerken bütün bu olup bitenleri, bir anda renkler yok oldu, notalar sustu... Sadece kalp atış sesimi duyuyordum... Ve arasında da senin adını...

Gördüklerimden öylesine büyülenmiştim ki, o iki kalp atışı arasında geçen sürede -adını andığım her anda- sana olan özlemim içime sığmaz, taşar oldu.

Korktum... Seni kaybetmekten korktum.

Ve gözlerimden bir damla yaş aktı, süzüldü çeneme. Parmağımın ucuyla aldım o damlayı ve bıraktım sonsuz beyazlığın içine.

Büyüdü...

Büyüdü...

Büyüdü...

Ve sana dönüştü gözyaşı damlam.

O an anladım ki, daha öncesinde izlemiş olduğum kozmik gösteri, aslında sadece bir başlangıçmış. Şimdi gördüğüm ise kozmosun ta kendisi...

Uzandım... Dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum... Ve etrafında dönmeye başladım...

Sen bir bütündün...

Bense etrafında dönen bir parça...

*** *** ***

(Görsel: Man's First Breath by Suzanne Tornquist)
(Müzik : Onur - Moonlight Passion)