Kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2010 Pazar

ALEVLER ARASINDA BİR TARİH


Sıkıcı ve de bıkkın bir pazar gününde, elimde televizyon kumandası, şuursuz bir şekilde "zapping" yaparken gördüm bu son dakika haberini. Haydarpaşa Tren Garı yanıyordu.

Çatısından yükselen kasvetli dumanın arasından, şımarık orman perileri gibi dans eden alevler görünüyordu. İnanamamıştım buna, belki de inanmak istememiştim. Gözümde yaşlarla ve kızgınlıkla ve de elimden hiçbir şey gelmeden izleyebilmiştim sadece bu olup bitenleri. Tüm diğer insanlar gibi...

Aklım hemen halihazırdaki komplo teorilerini doğrularken, yüreğim tüm bunları yalanlıyordu adeta. Ama şu saatten sonra neyin nasıl olduğunu sorgulamak biraz anlamsız olacak sanırım. Bence asıl sorulması gereken soru "Bundan sonra ne olacak?" olmalı.

Yabancı ülkelerde de zaman zaman tarihi binalar, eserler yanıyor, zarar görüyor ya da doğal afetler sonucu çeşitli hasarlar alıyorlar. Fakat akabinde hızlı bir restorasyon süreci yaşayıp, tekrar eski ihtişamlı hallerine kavuşuyorlar. Sanırım devletimizden böylesine bir duyarlılık beklemek lüks olacaktır.

Belki tüm bu yaşananları izlerken elimizden bir şey gelmemiş olabilir ama şimdi bize düşen görev, sivil toplum kuruluşlarına olabildiğimizce destek olmak ve medyanın bu talihsiz olayı gündemde tutmasını sağlamak. Eğer ki sivil toplum kuruluşları ve de medya bu işin üzerine gitmez, takipçisi olmazlarsa, geri dönüşü olmayan bir tahribat ve utançla karşı karşıya kalacağız.


27 Eylül 2010 Pazartesi

ŞATO





Ah yine depresif kış moduna giriyorum.

Bu fotoğrafı bir blogda gördüm ve çok etkilendim. Burası Kadıköy'de bulunan tarihi Moda İskelesi. Etkilenmemin sebebi ise aynen bu manzaralar eşliğinde pek çok anımın olması.

Eskiden üst katı açıklıktı, çatısı yoktu ve harabe görünümündeydi. İlk içkimi burada içtim ben. Sene '99, aylardan sonbahar aylarıydı...

Kadraja sığmamış ama sol tarafta İstanbul'un Prens Adaları görünür. Sağ taraftan direk karşıya bakıldığında ise Sarayburnu ve Ahırkapı açıkları görünür. Güneşin batışını izlersin Ayasofya ve Sultanahmet Camii minareleri arkasından.

Ve kışın dalgalar kampçılar Moda sahillerini, kayalıklarını... Sert, serin bir rüzgarda korunak ararsın kendine. Sigaranın yarısını içer rüzgar seninle birlikte. Şarabına eşlik eder martılar.

"Şato" deriz biz bu mekana. Eskiden hüküm sürdüğümüz bu mekanda şimdilerde fincanı bir köpek öldüren fiyatına "cafe latte" satılıyor. Lüks motorlarından ve otomobillerinden "ciks" insanlar inip, mini eteklerini uçuşturmamaya gayret ederek yürüyorlar iskeleden. Halbuki bilseler yaslandıkları duvarlara işerdik biz bir zamanlar.

Gençliğimizin en hızlı zamanlarında, en tutkulu bestelerimizi rüzgara karşı seslendirirdik direklerinin arasında. Kuytusunda ilk kez bir kız yatmıştı dizlerime gün batımında.

Bu anlattıklarımın hepsi gerçek, hepsi yaşandı ve o günleri çok özlüyorum zaman zaman.

Ve yine sürükleniyorum bu fotoğraftaki gibi depresif, melankolik ruh hallerine. Sonbahar tüm hüznüyle çöküyor yavaş yavaş bedenime. Güneş artık içimi ısıtmıyor. Ve biliyorum ben istemesem de ayaklarım beni sürükleyecek rüzgarlı Moda Sahillerine... Bir kuytu köşe bulup sigaramı yakmaya çalışacağım, kulağımda beni benden alıp götüren müzikler olacak. Kayıp ruhlar gibi etrafımda dolanacak anılarım. Bir de varsa param, köpek öldüren şarabım...

(Müzik: Dire Straits - Brothers In Arms)