15 Ağustos 2010 Pazar

BAŞKENTTE KOLTUK MEYHANELERİ




(Babamın en sevdiği şiir. Gençliğinden beri her rakı masasında okumuş mütemadiyen. Sonra şiirde olduğu gibi kaybolmuşlar birer birer. Geçenlerde şiirin yazılı olduğu kağıdı buldum. Belki de 15 yılı aşkın süredir bu şiiri okumamıştır babam. Ama hala ezbere biliyordu. Şiirin bazı noktaları onun da yaşamını anlatıyor aslında. Babama...)
 
Salih Taşan'a

-i-

İşte böyle kardeşim,
İşte böyle Salih,
Akşamlar olmaya görsün,
Buğusu üstünde bir somun gibi tütmeye başlar,
Gözümde arkadaşlar,
Gözümde bu dertli kentin en dertli yeri;
Koltuk meyhaneleri!...
Bağlasalar duramam Salih,
İple çekerim paydos zilinin çalmasını...
Boşsa cebim,
Daktilo kızlardan borç alıp "derdalan" parasını,
Herkesten önce ben düşerim o yere,
O yerdeki köşeme,
Yumulurum şişeme...
Alışılmış bir düzendir bu bozulmaz,
Daha ilk bardakta bir sükundur başlar,
Her günkü arkadaşlar
İşe küskün,
Cebe dargın,
Yorgun argın
Boy verirler şöyle bir bir!
Gene en başta Mehmet İspir,
Arkasından Zavrak İsmail'le Postacı Kemal,
Hüzzam Hayri, Teğmen Ali, Emekli Nedim...
Derken efendim,
Gözlerinde gülüşlerin en tatlısı, koltuğunda ney,
Hey gidi dünya hey!...
O herkesin bildiği eski spiker:
Doğan Ülker...

-ii-

Bu yerlerde harcadım Salih, işte bu yerlerde,
O pırlanta gençliğin neyse bütün varını...
Düşünmedim yarını,
Düşünmedim,
Karların böyle birdenbire bastırıp, birdenbire yağacağını
Ve bu yerlerin bizi,
Alın terimizi
Sağmal bir inek gibi sağacağını,
Düşünmedim kardeşim, düşünmedim...
Sararan yapraklarıyla geliverdi güz,
Uçtu gençlik, çatladı nar!
Örtük bütün kapılar!
Gayrı elden ne gelir?
Olan oldu biten bitti...
Orhan'la Cahit bu uğurda gitti!...
Bu uğurda gitti Macar Mustafa'yla Kerim Renda
Sebzeci Ali, Eskici Ramo, Tornacı Hikmet, Balıkçı Haydar...
Ne o gözlerin mi doldu?!
Ayıplama be Salih.
Ayıplama be kardeşim!
Benim de işte şurada,
Şuracıkta, şu kıllı göğüsüm altında,
Kaynayan bir yerim var!...
Ama kimse bilmez!
Kimse bilmez kardeşim nasıl bir insan olduğumu
Kimse bilmez...

-iii-

Dün yine ay başıydı,
Olmaz olsun,
Delik geniş, yama dar!
Gözlerimin önünden geçtiler şöyle bir bir,
Asık suratlı alacaklılar!...
Utancımdan uğrayamadım semtine kasapla manavın
Geçemedim dükkanı önünden Bakkal Mustafa'nın...
Ağlamaklı bir ah çekip yürekten
Suçlu bir insan gibi saklanıp gizlenerekten
Gittim işime!...
Biliyorum Salih, biliyorum,
Küfretmişlerdir gene, gelmişime, geçmişime!
Ama neylersin,
Ne söylersin?
Bu ay da veremedim ev kirasını,
Ve bu sabah tutuşturup eline beş on kuruşluk yol parasını,
"Seni annen istiyormuş" dedim,
El kızını sepetledim!
Ben böyle olacak adam mıydım, böyle olacak adam mı Salih?
Neyleyim tutmadı elimden talih...
"Kader böyle imiş ne söylesem boş!..."
İçsem şaraptan,
İçmesem ıstıraptan,
Sarhoşum Salih, sarhoş

Rıza Polat AKKOYUNLU

9 yorum:

B. dedi ki...

Çok can yakıcı.

Ve bu sabah tutuşturup eline beş on kuruşluk yol parasını,
"Seni annen istiyormuş" dedim,
El kızını sepetledim!

----

İçsem şaraptan,
İçmesem ıstıraptan,
Sarhoşum Salih, sarhoş

İnsanın yüreğine dokunuyor.

Aslı dedi ki...

Gerçekten olan bu, yüreğe dokunuyor...

Aslı dedi ki...

Teşekkür ederim Onur...

Onur dedi ki...

Rica ederim Aslı. Bu şiirin benim için anlam ve değerini, hikayesini paylaşmamı önerdiğin için ben teşekkür ederim. :)

hippilazman dedi ki...

güzelmiş ama senden bir yazı bekliyorum ben elinden çıkmış.. :D

Onur dedi ki...

Ben dahil bunu herkez bekliyor hippilazman. :) Yazacağım bir ara bir şeyler ama bakalım ne zaman, nasıl?

Onur dedi ki...

Bu arada B. bazı şeyler vardır ki üzerine çok fazla şey söylenmez. Senin yorumun da bende böyle bir etki yarattı. Tek söyleyebileceğim, bu şiiri her okuyuşumda gözlerimin doluyor olması.

bülent dedi ki...

Muhteşem, yılgınlık , yorgunluk ve sevdanın küllenmezliğinin mısralardaki muthiş haykırışları... varol usta

Onur Diribaş dedi ki...

Eyvallah bülent... Aynen sıraladığın duygu durumlarınını mısralara dökmüş şair...